Bugün saydım da fotoğraf çekmeye başlayalı tam 3.5 sene olacak, ilk deklanşör sesinden bu yana hayata bakış açım hatırı sayılır ölçüde değişti. Fotoğrafçılıkla nasıl tanıştım biraz bundan bahsedeyim şimdi.
1985 doğumluyum. KTÜ Gemi İnşa Mühendisliği Fakültesinden 2008 yılında mezun oldum. Ardından, 2 sene Kdz. Ereğli’de Ereğli Gemi Tersanesinde mühendis olarak çalıştım.
Fotoğrafa Trabzon’da başladım. Bir doğa gezisi sırasında tanıştığım arkadaşlarım sayesinde ilk fotoğraf deneyimlerimi yaşadım. Sonrasında hemen bir makine almam gerektiğine karar verdim. Yoğun arayışlar sonucu yanlış bir karar vererek Kodak v610 aldım. Aslında bir eksiği yoktu ama bana yetmedi . Yaklaşık bir sene sonra annem, babam ve kardeşim benden desteklerini esirgemeyerek şimdiki makinem olan Nikon D80'ni aldılar bana. Ben de kaldığım yerden ama nispeten daha profesyonel bir şekilde yoluma devam ettim. Trabzon’un ayrı bir yeri vardır bende. Bütün o canlılık ve çeşitlilik, sıcak kanlı ve her biri birbirinden model olan yaşlı insanları benim içimdeki fotoğraf aşkını her gün biraz daha perçinledi. Sanırım en verimli çalışmalarımı da bu zaman diliminde elde ettim. Tabi Trabzon’u sevmemin tek sebebi bu değil hayatımın gerçek anlamını ve en güzel karesini de orada yakaladım :) “Kübra”... onu fotoğraflarımı izlerken rahatlıkla tanıyabilirsiniz; zira tek bayan modelim o dur :)
Üniversitede o kadar çok boş vaktim vardı ki nedense sonraki hayatımın da hep böyle rahat ve boş olacağını düşünüyordum. Ama olmadı tabi ki! Yoğun mesai saatleri bitmek bilmedi ve ben bütün hafta tek bir günü gözler oldum.Haftanın tek tatil günü... Pazar günleri benim için gündelik yaşamın bütün zırvalıklarından kaçış günüdür. O ne muhteşem bir gündür!
İşte o pazar günleri soluğu İstanbul’da alır, en çok nerden malzeme bulabilirsem oraya giderim hayatın içinden bir kaç kare yakalayabilmek için. Bazıları için rahatlamak spor ya da yoga yapmakken, benim için fotoğraf çekmektir. Bütün haftanın yorgunluğu, stresi o deklanşör sesiyle silinip gider hayatımdan.
İşte o pazar günleri soluğu İstanbul’da alır, en çok nerden malzeme bulabilirsem oraya giderim hayatın içinden bir kaç kare yakalayabilmek için. Bazıları için rahatlamak spor ya da yoga yapmakken, benim için fotoğraf çekmektir. Bütün haftanın yorgunluğu, stresi o deklanşör sesiyle silinip gider hayatımdan.
Bazen meslek olarak fotoğrafçı olsaydım keşke diyordum ama sanırım o zaman bu kadar zevk alamazdım bundan çünkü fotoğraf çekmek benim stresten kaçış yolum peki ya bu uğraş mesleğim olsaydı nereye kaçardım, değil mi :) O yüzden en güzeli böylesi!
Bugüne kadar kaç kare fotoğraf çektim bilmiyorum ama hangisine baksam o ana ışınlanıyorum. Bu da fotoğrafla fotoğrafçı arasındaki gizli bağ sanırım.
Eh bu kadar laf kalabalığı kafi sanırım. Bu yolda birilerine teşekkür etmem gerekirse, o kişiler şüphesiz annem, babam, kardeşim ve sevgilimdir. Benden desteklerini esirgemedikleri için onlara sonsuz teşekkürler.
I counted.. Today it has been 3.5 years since I began to take photo. Since the fist click on shutter button, my vision has changed considerably. Now, let me talk about how I met with photography.
I was born in 1985. I was graduated from Karadeniz Technical University, Naval Architecture in 2008. Afterwards, I worked at Kdz. Eregli Shipyard as an engineer for 2 years. I began photography in Trabzon. I took my fist photographs during a nature tour. Later on, I decided to have a camera urgently. After a while struggling to decide, I made a mistake and bought Kodak v610. In fact, it was ok, but it was not enough for me. In a year, my beloved parent supported me financially and helped me buy my current camera Nikon D80. Thus, I continued my way- this time more professionally.
Trabzon means a lot for me. All those dynamism, diversity, the most beautiful blue and green ever, smiling faces of local old people- each one is a perfect model...all reinforced my love of photography day by day. I believe I got my best works during this period. However, this is not the only reason that I love Trabzon. I captured the best frame of my life in Trabzon as well. My muse...meaning of my life...my beloved ‘Kübra’. You can easily know her while watching my photographs. She is my unique female model.
I had so much time when I was at university that I thought my later life would be like this- easy and free. What a delusion! The busy shift had never stopped, and I looked forward to a single day. Sundays...the only day-off. Sundays are a way of escaping the daily absurdities of life. It is such a lovely, holly day.
So, on those Sundays, I rush to Istanbul and follow my steps taking me to wherever I may capture some satisfactory frames just inside the life. Some does yoga, sport, and things like that. However, for me, the way to relax is absolutely to take photo. The sound of that shutter button vanishes all week’s stress. All the negative feelings disappear with the joyful scream of the shutter button.
Sometimes I wish I would have been a photographer. But I believe I wouldn’t be as happy as I am now. Because taking photo is my way of escaping from stress. What if it was my occupation? Where would ı escape? That’s why this is the best—taking photography as a hobby (a demanding hobby)
I do not know how many photos I have taken so far, but whichever I look at, I am beamed up to the time I took it. I believe this is the secret connection between the photographer and the photo.
I think I have written enoughJ If I should thank to some people, those are definetely my mom, dad, brother and my muse ‘Kübra’. I am really thankful to them for their endless support. Endless thanks!

